NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, askeri bir ittifakta olmanın, bilirsiniz, kolektif savunmaya fiilen katkıda bulunmak anlamına geldiğine dair nazik bir hatırlatma yaptı. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile birlikte konuşan Rutte, NATO'nun Ukrayna'ya yaptığı harcamaların "eşit dağılmadığını" belirtti; "sınırlı" sayıda ülke (İsveç, Kanada, Almanya, Hollanda, Danimarka) yükün büyük kısmını taşırken, diğerleri görünüşe göre sadece yolculuğa eşlik ediyor.

Görünüşe göre İsveç'in üçüncü büyük bağışçı olmasından bıkan Kristersson, "Desteğimizde uzun vadeli ve kararlı olmalıyız. Bu yüzden, Ukrayna hakkında bu kadar güzel konuşan daha fazla ülkenin, sözlerini eyleme dökmesini gerçekten isterim" dedi. Gerçekten de yeni bir kavram.

Macaristan'da ise Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet, başbakanların görev süresini en fazla sekiz yılla sınırlayacak bir anayasa değişikliği sundu; bu, beş dönem boyunca 20 yıldır iktidarda olan Viktor Orbán'ın bir daha geri dönmesini fiilen engelliyor. Yeni hükümetin göreve başlamasından sadece bir hafta sonra sunulan taslak değişiklik, Orbán ve Fidesz partisinin "illiberalizm için bir petri kabı" olarak gururla adlandırdıkları anayasayı sökmeye yönelik ilk adımı oluşturuyor. Değişiklik 1990 yılına kadar geriye dönük olarak uygulanıyor, yani Orbán'ın 20 yıllık görev süresi onu rahatça diskalifiye ediyor. Ancak analistler, süper çoğunluğa sahip herhangi bir gelecek liderin değişikliği tekrar değiştirebileceğini belirtiyor; çünkü demokrasi bir süreçtir, nihai bir varış noktası değil.

Bu arada Estonya, Rusya'nın Tallinn'deki üst düzey diplomatını, Baltık ülkelerine karşı "devam eden bir dezenformasyon kampanyası" olarak nitelendirdiği eylemi protesto etmek üzere çağırdı. Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna, Estonya'nın "defalarca vurguladığı" topraklarının veya hava sahasının Rusya'ya karşı saldırılar için kullanılmasına izin vermediğini belirterek, "aksini iddia eden mesajlar, Rus propagandasının yanlış olduğunu bildikleri bir başka örneğidir" dedi. Bakanlık ayrıca Baltık hava sahasında görünen insansız hava araçlarının "Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü yasa dışı saldırganlık savaşının doğrudan bir sonucu" olduğunu kaydetti.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski de bu görüşü yineleyerek, "Rusya'nın müttefiklerimize yönelik tehditlerine tahammül yoktur. Baltık Devletlerini yanlış bir şekilde suçlama hakkınız yok. Saldırganın kim olduğu ve mağdurun kim olduğu açıktır" dedi.

İlgili bir gelişmede, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus ile ortak nükleer tatbikatların "tamamen tamamlandığını" duyurdu, ancak nükleer silahların "son çare" önlemi olarak kaldığında ısrar etti. Çünkü "son çare" demek, en yakın otoriter dostunuzla ortak nükleer tatbikat yapmak kadar anlamlıdır.

Bu arada Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ukrayna'nın "büyük bir özür" dilemesini talep ediyor; çünkü Lefkada adasındaki bir mağarada patlayıcı yüklü Ukrayna yapımı bir deniz drone'u bulundu. Dendias, dronun Ukrayna'ya ait olduğuna dair "en ufak bir şüphe olmadığını" belirterek, bunu "son derece tehlikeli" olarak nitelendirdi. Venedik'ten doğu Akdeniz'e aynı rotada seyreden herhangi bir yolcu gemisi olsaydı, "gemi denizin dibini boylardı" uyarısında bulundu. Dendias, Yunanların bir vatanı savunmayı anladığını ancak "stratejik planlamalarına hizmet ettiğine inandıkları için masum insanların hayatlarını riske atmanın" "tamamen kabul edilemez" olduğunu vurguladı.

AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius, Kremlin'i Baltık ülkelerine karşı gözdağı taktikleri kullanmakla ve Ukrayna'ya olan bağlılıklarını test etmekle suçladı. Moskova'nın "sinirlenmeye başladığını" ve cephe hattındaki durum kötüleştikçe "hibrit saldırılarında radikalleştiğini" söyledi. Kubilius, Putin'in Baltık vatandaşlarının "Ukrayna'ya desteklerini sürdürme konusunda tereddüt etmeye başlamasını" istediğini savundu. Buna yanıtın, Ukrayna'ya destek vermeye devam etmek ve savunma harcamalarını artırmak olması gerektiğini söyledi; ancak Baltık'taki mevcut drone tespit sistemlerinin...